Bugun...


Şükran KABA

facebook-paylas
KAYIP
Tarih: 10-07-2019 15:57:00 Güncelleme: 10-07-2019 15:57:00


KAYIP

Şükran  KABA

 

O gün sıradan bir gündü. Salı mı, çarşamba mı? Ayın kaçıydı? Bilmiyordum. Her sabah  olduğu gibi saatin tiz çığlıklarıyla gözlerimi dünyaya açmış, yatağımdan sökülür gibi kalkmıştım. Sırası değişmeyen bir rutinlik içerisinde, kızıma kahvaltısını hazırlamıştım. Giyindikten sonra koşarcasına durağa gitmiş, hınca hınç dolu otobüsün ağırlaşmış havasında saatlerce yolculuk ettikten sonra işyerime ulaşmıştım. Tozlu evrakların arasına gömülmüş ve sırtımda sanki bir dağ varmış gibi işten çıkmış,  aynı zorlu yolculuktan sonra akşam alışverişi için bildiğim markete uğramıştım.

Sıradan günlerimden birisi olan o güne ait, gelecek yıllarda beynimde hiçbir iz kalmayacaktı.

Çocukluğumuzda 'Bakkal Hüseyin Amca', ' Ahmet Amca' diye hitap ettiğimiz, aileden biri olarak kabul ettiğimiz, gerekirse veresiye yazdırdığımız, hatta: “Ahmet Amca babam parasını sonra verecek”,  ya da  “Yaz tahtaya, al haftaya” diyerek şakalaştığımız, bir şeyler alırken;  hastalıktan, sağlıktan, sıkıntılarımızdan konuştuğumuz bakkallar, çoktan büyük balık küçük balığı yutar misali çoktan yitip gittiklerinden, alışverişte günümü ısıtacak dost bir sohbet olanağı da yoktu. Ne teyze, ne yenge, ne komşu kızıydım. Artık müşteriye dönüşmüştüm. Çağdaşlık ambalajı ile iyiden iyiye parlatılan bu müşteri memnuniyeti tuzakları, birey olarak beni kafalamaya çalışırken, cebimdeki paradan en fazla payı alma yarışındaydı. Promosyonlarla kamçılanan açgözlülüğümle huşu içerisinde binlerce çeşit ürün arasında gezinmekte, reklamların bilinçaltımıza yerleştirdiği komutları yerine getiren robotlar olarak alışverişimi yapıyordum.  Nasılsınız?  Sıkıntınız ne? Kime ne? Tüketim toplumunun insanın tüm zayıflıklarını kamçılayan düzeni içerisinde, daha fazla şeye sahip olmak için canını dişine takan zavallı bireylerden birisiydim.     

İstediğiniz bir şeyi tozunu üfleyerek, silkeleyerek alırken sizinle iki çift laf eden, şakalar yapan; öğretmen, memur, sağlık memurluğundan emekli bakkal Hüseyin, Dursun, Ahmet Amcalar  'Helal Bakkal', 'Namuslu  Bakkal'ların kapısına kilit vurup köşesine çekilmişti. Emekli paralarını batırdıkları  bakkal dükkânı hikâyeleri,  torunları için hoş bir öykü gibi belleklerde iz bırakırken, torunları da iki kapılı handa alışveriş cinneti geçirmeye başlamışlardı. Alışveriş, sadece para karşılığı bir şeylerin alındığı, hiçbir duygusal paylaşımın yaşanmadığı bir eyleme dönüşmüştü.

Ben sadece müşteriysem, görevliler de sadece çalışandı. Yüzlerine bile dikkat etmem, etmeyiz. Onların sıkıntıları, sevinçleri bizi de pek ilgilendirmez, teğet yaşamlarımız içerisinde kurallar belirlenmişti.

İşte bu sıradan günümde, kafamda daha önceden planladığım ürünlerin dışında birçok ıvır zıvır da alarak son durak olarak kasaya gitmiştim. Bunu yüzlerce, hatta binlerce kez yapmıştım. Alışveriş, alışveriş… Kredi kartları…Kredi kartımı binlerce kez kullanmış, yine binlerce kez “Kimliğinizi görebilir miyim? sorusuyla karşılaşmış ve kimliğimi göstermiştim. Tüm bunları ben de herkes gibi otomatik olarak her alışverişte yapıyordum. Kapitalist sistemin tüketim çarkında bana sağlanan sonsuz olanaklar içerisinde bunda bir gariplik yoktu, o güne kadar…

İşte o gün, hiç de öyle olmadı. Kasaya gittiğimde, görevli kız otomatik olarak aldıklarımı makineden geçirdi, ben de kredi kartımı uzattım. O sormadan nüfus cüzdanımı da gösterdim. Ancak, kasadaki  kız, her zamanki gibi nüfus cüzdanıma göz ucuyla bakmakla yetinmedi, eline aldı. Bir bana, bir de fotoğrafıma baktı.  Soğuk bir ses tonuyla: “Nüfus cüzdanınızı değiştirmeniz gerekiyor.” dedi. Kendimi öylesine mahcup hissettim ki… Ben de: “Haklısınız, her yeri yırtıldı, değiştirmeye vakit bulamadım.” gibi bir şeyler mırıldanırken,  kendime getiren ilk vurucu cümlesini söyledi: “Hayır, fotoğrafınız çok eski, siz değilsiniz gibi…”  Kekeleyerek: “10 yıl önceki halimdi.” diyecek oldum. Geçen koca on yılın ağırlığında ezildiğimi hissettim,haklıydı. Üstelik, 10 yılın muhasebesini yapar gibi kıyaslamaya başladı: “Saçlarınız kumralmış. Ne kötü! Şimdi artık beyazlamıştır. Bayağı zayıfmışsınız. Kaç kilo fark var? 15 - 20? Şimdi yanaklarınız tombul tombul…” Arada bir de gülüyordu: “Gıdığınız da çıkmış. Hayret! Gıdık nasıl böyle çıkar? Ayy!.. Yaşlanmak istemiyorum. Ben de mi böyle olacağım?” sözleri kulaklarımda uğulduyordu.  Küçük cadı…Yaralarımın kabuklarını tırnaklıyordu. Canım öylesine yanıyordu ki…Başka bir müşterinin gelip de: “Gevezeliği bırakın, kaç dakikadır, bekliyoruz” diye uyarmasını istedim. Hız çağında marketlerde en sık duyduğumuz sözcük buydu. Fakat, akşamın bu saatinde in cin top oynuyordu. Kız ise bir türlü susmuyor, fotoğrafımla ilgili saptamalarda bulunmaya devam ediyordu: ” Neredeyse ağzını elimle kapatmak, ona şunları söylemek  istiyordum; yılların senin için geçmeyeceğini  mi sanıyorsun?  Cildinin böyle pırıl pırıl kalacağını mı? İlk önce gözlerin çevresinden başlar sular çekilmeye…Ardında çatlamış topraklar bırakır. Sonra tüm vücudun yenilir zamana. Ama en çok yüzüne takarsın. Kadınlar en çok yüzlerine takar ve onu maskeler. Yüzlerini gizlediklerinde zamanı yendiklerini sanırlar. Kaç kat fondöten sürerler kırışıklıklarını gizlemek için…Ama yatarken yüzlerini  yıkadıklarında maskeleri düşer. Savunmasız kalırlar. Akşamları aynaya bakmayı hiç sevmezler.  Küçük cadı tüm bunların farkında değildi. Fotoğrafımla ne kadar da eğleniyordu. Ağzındaki kuşu öldürmeye çalışan kedi gibi… ağzında fare olan kedi gibi… fotoğrafımı pençeleşen ellerinden bir türlü bırakmak istemiyordu. Sesi biraz daha alaylı olmaya başlamıştı. “Ahh…Ben sizi daha yaşlı sanmıştım. Niye yeterince ilgilenmediniz kendinizle bakayım” diye bir çocukmuşum gibi bana akıl vermeye devam etti. Kürler yapmam gerekiyormuş da, sürüp sürüştürmem de lazımmış da…Kürlermiş, püsürlermiş…Bacaksızın, insanın derisinin içinde olup bitenden henüz haberi yoktu. Sonra kahkahasını duydum. Kendimi kaybeder gibi olmuştum. “Gözleriniz" dedi. “Gözlerim mi?” diye yanıtladım. “Evet…Ne bileyim. Gözleriniz çok güzelmiş. Mavi, yeşil arası bir renk. Fakat çok garip. Ama şimdi…"  Fakat bir türlü tanımlamıyordu. Heyecanla atıldım: "Evet, şimdi" diye tekrarladım. Sözcükleri ağzında geveliyor, sözün gerisini bir türlü getirmiyordu. “Ama… Şimdi” deyip duruyor, bir türlü uygun sözcüğü bulamıyordu. Sonra sıkılarak: “Ne bileyim” diyerek, nüfus cüzdanımı atar gibi tezgâhın üzerine bıraktı. Yarım saattir kedinin yumakla oynaması gibi nüfus cüzdanımla oyunu bitmişti.  Şimdi ben üstelemeye başlamıştım. “Gözlerim nasılmış?” dedim. Kız inatla söylemiyordu. İyi akşamlar deyip gitmeliydim. Bütün gün kasanın başında durmanın verdiği sıkıntıyı gidermek için kurban olarak beni seçmişti. Müşteriyle böyle laubali olunur muydu?  Şimdi ben onu bırakmıyordum. Cevabı almalıydım. Allah kahretsin! Müşterinin de sırası mıydı? “İyi akşamlar” deyip, başka bir müşteriyle ilgilenmeye başladı. Ortada bırakıvermişti. Dokunsalar ağlayacaktım.

Eve girer girmez,  kızımın şaşkın ve meraklı bakışlarıyla karşılaştım. “Anne bir şey mi oldu?” dedi. Kaçamak: “Yoo..” dedim. Kızım üsteledi. “ Bir şey olmuş” dedi. Ben de günlük işlerden, yorgunluktan bahsetsem de kızım bir türlü ikna olmuyordu. “Ne bileyim. Yüzün karışmış, dağılmış...” Ona bakamıyordum. Tüm gece boyu kendimi korkuluk gibi hissettim. Kâh böyle sıradan bir sohbetin beni sarstığı için kendime kızıyor, kâh kızın fark ettiği sırlarımla yüzleşmekten korkuyordum. Koltuğun üzerinde uyuyakalmıştım.

Rüyamda gözlerimi oyuyorlar, yerine o kızın gözlerini takıyorlardı. Kendime o kızın gözleriyle alaylı alaylı bakıyordum. Sonra birçok gözler görüyordum. Siyah, yeşil, mavi, kahverengi, ela… Ağlayan, gülen, kızgın, alaylı, kurnaz…Uyandığımda kızımın endişeli gözleriyle karşılaştım. “Anne yatağına gitsene, umarım sabaha hiçbir şeyin kalmaz, Çünkü gözlerin çok tuhaf!”

Sabah bedenimi taşıyamıyor, gözlerimi aynalardan kaçırıyordum. Aynaya baksam, marketteki kızın alaylı gözlerini gözlerimde bulacağımı sanıyordum. Acele ile giyinip çıktım. Otobüs durağına giderken, market adeta kendine çekiyordu. Niye akşamı bekleyecektim ki. Şimdi hemen gitmeli, biraz alışveriş yapmalıydım. Nasıl olsa yine kimliğimi soracaktı. Ben de bahane ile dün gece bir türlü tanımlayamadığı şeyi tekrar sorardım. Gözlerim nasıldı? Tanrım, kız ya unuttuysa…Sadece biraz can sıkıntısından lakırdı yapmak istemiş olamaz mıydı? Ancak içimdeki dürtüye engel olamıyordum. Gözlerim nasıldı? Hep  güzel sıfatıyla nitelenen gözlerime ne olmuştu?   

Markete girdiğimde kasada bir başka kız duruyordu. Şaşırdım. Sinirlendim. Yoktu. Bir şeyler aldım. Kasaya kredi kartımı uzattım. Kimliğimi uzatmamakta kararlıydım. Kız yüzüme bakmadan: “Kimliğiniz” dedi. Çıkardım. Hiçbir şey söylemeden göz ucuyla kimliğe bakıp, işlemine devam etti.  İçim içimi yiyordu. Dün akşamki kız neredeydi? Kıza, dün akşam kasada duran kızı sordum. “İzin aldı. Annesi hastalanmış...” Sonra da içinde biriktirdiği öfkesini kusar gibi,  fısıldayarak: “Kesin yalandır. Şimdiye kadar hasta etmediği akrabası kalmadı. Şimdi kimbilir  nerede keyif yapıyordur?” dedi. Benimse bu tür kurnazlıkları düşünecek halim yoktu. Ben daha da öfkeliydim. İzin almanın sırası mıydı? “Ne zaman gelecek” diye sordum. Kız: “Canı ne zaman isterse o zaman gelir.” dedikten sonra birden duraklayıp: “ Akrabası mı oluyorsunuz?” diye sordu. Boşboğazlık ettiğini anlamıştı. Ne de olsa ben bir müşteriydim.

Tanrım onun keyfini mi bekleyecektim. Kaç gün? Bir gün, bir hafta… Ya gelmezse? Canım fena halde sıkılmıştı. Kafamda birçok sorularla marketten ayrıldım. Akşamı sabırsızlıkla bekledim. Belki kız baştan savma bir cevap vermiş, yalan söylemişti. Kafamda bu kavgalar olurken, yüzüm nasıldı? Büromdaki herkesin yüzüme tuhaf tuhaf baktığını anlamam uzun sürmedi. Arkadaşım: “Bugün senin neyin var? Sanki başka birisin” dediğinde, irkilmeme karşın: “Beni kaç yıldır tanıyorsun?”diye başka bir soruyla karşılık verdim. Arkadaşım: “Eh…bir yirmi yıl oldu, senden emekli olmamın zamanı geldi.”diyerek gülmeye başladı. “Ama aynı kişi misin, emin değilim.” Bu şimdi ne demek oluyordu? Bu söz sanki içimdeki fay hatlarını harekete geçirmiş, tüm benliğimi sarsıyordu. Paniklemiştim…Korkuyordum ve öldüğümü duymak istemiyordum. Yani benim tanıdığım 'ben' ölmüştü!..Bugüne kadar bir oyun oynamış, gerçeği kabul etmiyordum. Dayanamadım ve arkadaşıma: “ Peki, gözlerim yirmi yıl önce nasıldı? dedim. Arkadaşım, dalga geçerek: “ Daha gençti” diyerek yanıtladı. “Off…Onu demek istemiyorum…Ne bileyim, gözlerim nasıldı?” Arkadaşım işin ciddiyetinin farkında değildi: “Ne demek nasıldı? Yani kirpiklerin biraz daha gürdü. Eh…rengi de değişmedi. Ama...” dedi. Ama deyince birden ürperdim…Ama…Marketteki küçük cadı da 'ama' demişti…'Ama' ile başlayan sözcüklerde bir değişim vardır. “ Evet…Ama”diye tekrar ettim. Arkadaşım, iyice gözlerime yaklaştı. Dikkatli dikkatli bakmaya, sonra da kahkaha ile gülmeye başladı. Bir taraftan gülüyor, bir taraftan da: “Senin gözlerine hiç dikkat etmemişim” diye kahkahasını daha da artırıyordu. “Ama, senin gözlerin göz değil” dedi. Bense tüm ciddiyetimle doyurucu bir cevap vermesini beklerken, o şımarıklığıyla daha da mutlu oluyordu. “İnanamıyorum…Gözlerinin göz bebeği var…Ah…Kirpiklerin de var” diye dalga geçiyordu.  Birden ciddileşti. Gözlerime bakmayı sürdürdü. Kalbim sanki yerinden çıkacaktı. “Gözlerinde çapak yok” dedi. Neredeyse gülmekten yerlere yatacaktı. Benimse gözlerimin peşini bırakmaya niyetim yoktu.

Akşam eve döner dönmez,  kendimi bulmak ister gibi eski fotoğraflarımın hepsini önüme yığdım. Hepsinde gözlerime bakıyordum. Her şeye alışmış giderken birisi pat diye bir sözüyle yolumu kesmişti. Ben kimdim? Bana ne olmuştu? Gözlerime ne olmuştu? Birden, uzun zamandan beri fotoğraf çektirmediğim aklıma geldi. Yarın hemen bir fotoğraf çektirmeliydim. Bu düşünce beni oldukça heyecanlandırmıştı. Daha önce neden düşünememiştim. Bu düşüncenin verdiği rahatlık içerisinde uykuya daldım. Rüyamda, herkes kara bir gözlük takmıştı, hiç gözleri görünmüyordu. Bense gözlüklerini çıkarmak, gözlerine bakmak istiyor, başarılı olamıyordum.

Ertesi günü fotoğrafçı dükkanına koştum. İlk siftahını  yapacak müşteriye büyük bir incelik gösteren fotoğrafçı: “Hazır olduğunuzda düğmeye basarsınız.” deyip, gitti. Küçük bir ayna ile üzeri siyah, sarı, kumral, beyaz saçlarla örtülmüş kirli bir saç fırçası, kirli bir plastik şişede su, kırık dökük makyaj malzemelerinin bulunduğu rafın karşısındaydım. Ne saçımı düzeltmek istiyordum ne de makyaj yapmak. Tüm çıplaklığıyla bakışlarımı yakalamak istiyordum. Gözlerim bir mıknatıs gibi aynaya çekiyor, kıpırdayamıyordum. Ne kadar da hüzünlüydüler. Çağıldayan suları kurumuş, taşlık yatağı kalmış nehir gibiydiler. Yakılmış orman gibi tüm canlılığını kaybetmişlerdi. Sır buydu. Değişmişti. Değişim, hayatın kendisiydi. Ama…şimdi 'ama'  sözcüğünü ben tekrarlıyordum. Ama…Gözlerimin içi boşalmıştı sanki…Kuşlar kafesini terk etmiş gibi…Boş bir oda gibi…Nüfus cüzdanımı çıkartıp, uzun uzun fotoğrafıma baktım. O küçük cadı haklıydı.  Bu eski fotoğrafta bakışım çağıldayan bir su gibiydi. Düşleri vardı, umudu vardı. Mutluydu. Hemen bu loş odadan çıkmalıydım. Dışarı çıkıp, acele gitmem gerektiğini söyleyince, fotoğrafçı: “Yirmi saniyelik fotoğraflarımız da var, hemen çekeriz” dedi. Bense geçmiş yirmi yılımın hesabını yapıyordum. Yanıt vermeden çıktım.

Sokaklarda yürüdüm. Ayaklarım nereye götürürse o tarafa su gibi aktım. Bakışlarımı kaybettiğimi ilk defa anlıyordum. Saatlerce dolaştım. Kendimi yirmi yıl önce mezun olduğum okulun önünde buldum. Neden ayaklarım buraya sürüklemişti beni? Geçmişin değiştirilmesi mümkün müydü? Yaşama bu okuldan mezun olduğum günkü gibi devam edebilir miydim?

Gözüm okulun girişinde duran heykele takıldı. Çok küçük göründü bana. Oysa eskiden ne kadar haşmetli gelirdi. Okul kurucusuna ait bu heykelin en çok gözlerini severdim. Gülümser gibi bakan, sevecen bir gülüşü vardı. Fakat heykelin gözleri oyulmuş, boşalan gözlerinin yerine gazete parçaları, izmarit, çer çöp sokuşturulmuş, bedeni üzerinde kalpler,  “ hayatını yaşa kolayla” vb. yazılarla karalanmıştı… Gözlerindeki izmaritleri kimseye aldırmadan, iki kör kuyu kalıncaya kadar büyük bir özen ve hırsla temizledim. . İçim yandı. Bir heykelin gözlerinden ne istemişlerdi. Heykele gözlüğümü taktım. Şimdi o çevresini sessizce izleyen birisine dönüşmüştü. Yanındaki banka oturdum. Yirmi yıl önce olduğu gibi…Bu bank tam yirmi yıldır buradaydı. Üzerinde bir sürü karalamalar vardı. “Ayşe Ahmet’i seviyor”, “Ben sana mecburum, bilemezsin,  14 Şubat 1986…” Şimdi Ayşe hâlâ Ahmet’i seviyor muydu? Mecbur muydu? Bu tarihi hatırlıyor muydu? Onların da bakışları değişmiş miydi? Keşkeleri, pişmanlıkları neydi? Özlemlerine ne olmuştu?  Tüm bunları düşünürken, yirmi yıl önceki halim karşıma geçip oturdu. O küçük cadı gibi şımarık, kendinden emindi. Tanrım ne kadar da mutlu görünüyordu. Gözleri, gözlerim pırıl pırıldı, baksam kendimi görüyordum, tıpkı ayna gibi…Ama gitgide yüzünü hüzün kapladı. Bana dönüp: “Nerede yanlış yaptık” dedi. Dilim tutulmuştu. Omzuna başımı koyup doyasına ağlamak istiyordum. Bu sorunun hiçbir anlamı yoktu. Sular tersine akmazdı.  Boğazım düğümlendi, sadece “Bilmiyorum.” dedim. Sinirle bana döndü: “Hâlâ bilmiyor musun? Nerede yanlış yaptığını demek bilmiyorsun… Pes” dedi. “ Evet bilmiyorum” diye, hiddet ve isyankâr bir cevap verdim.  “Bilmek de istemiyorum” dedim. Alaylı: “Aferin…Başını tıpkı bir devekuşu gibi kuma göm. Böyle yaşa, iki kör kuyuyla…” dedikten sonra, devam etti: “Gözlerime iyi bak…Onları birer kör kuyuya sen dönüştürdün. Başkasını suçlama. Onların katili sensin! Sen yoksun… Bu çevrede gördüğün her şey yapay, kurmaca…” Sonra cebinden bir ayna çıkardı. İkimizin yüzüne tuttu. Aynadaki iki yüz birbirine ne kadar yabancıydı. “Ben kendimdim… Ama sen hiçkimsesin… Başkalarının dayattığı yaşamda yuvarlanıp gidiyorsun…Parçalanarak…Ne için? Güvenli yaşam tuzağı tüm ruhunu öldürdü. “ dedi. Sonra gülmeye başladı:” Eee… Ne zaman emekli oluyorsun? Koca 20 yılını naylon hırslarla ambalajladın… Kariyer…Daha fazla para kazanma derdi… Küçük hesaplar…Kurnazlıklar…İnsanı her geçen gün çamurlaştıran, yüreğini kemiren düzen…Tabii farklı bir yaşam yürek isterdi.” dedi. Susmuştum…

O sırada fotoğraf sanatına yeni yeni bulaşan birisinin karşımıza geçip, fotoğrafımızı çekmesi bir oldu ve teknoloji harikası makinesinin ağzından dil çıkarır gibi çıkan fotoğrafı elime tutuşturup çekip gitti. Ancak bir türlü bakmaya cesaret edemiyordum. Yavaş yavaş çevirdim gözlerimi, fotoğrafta ben yoktum, hiç kimse yoktu. Koşarak fotoğrafı çeken kişiye yetiştim. 'Ben yokum bu fotoğrafta, hem yanımdaki de yok' dedim. Adam iki kör kuyuya benzer gözleriyle:”Hiçkimse yok… Hiçbir yerdeyiz” dedi..Kayıbız…



Bu yazı 94 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Galatasaray 34 20 5 9 72 36 69 +36
2 Medipol Başakşehir 34 19 5 10 49 22 67 +27
3 Beşiktaş 34 19 7 8 72 46 65 +26
4 Trabzonspor 34 18 7 9 64 46 63 +18
5 Yeni Malatyaspor 34 13 13 8 47 46 47 +1
6 Fenerbahçe 34 11 10 13 44 44 46 0
7 Antalyaspor 34 13 15 6 39 55 45 -16
8 Atiker Konyaspor 34 9 8 17 40 38 44 +2
9 Alanyaspor 34 12 14 8 37 43 44 -6
10 Kayserispor 34 10 13 11 35 50 41 -15
11 Çaykur Rizespor 34 9 11 14 48 50 41 -2
12 Sivasspor 34 10 13 11 49 54 41 -5
13 MKE Ankaragücü 34 11 16 7 38 53 40 -15
14 Kasımpaşa 34 11 17 6 53 62 39 -9
15 Göztepe 34 11 18 5 37 42 38 -5
16 Bursaspor 34 7 11 16 28 37 37 -9
17 BB Erzurumspor 34 8 15 11 36 43 35 -7
18 Akhisarspor 34 6 19 9 33 54 27 -21
Takım O G M B A Y P AV
1 Hatayspor 17 10 2 5 30 10 35
2 Gençlerbirliği 17 11 4 2 26 13 35
3 Denizlispor 17 9 2 6 33 12 33
4 Adana Demirspor 17 9 3 5 32 15 32
5 Altınordu 17 9 4 4 30 15 31
6 Ümraniyespor 17 9 5 3 25 17 30
7 Gazişehir Gaziantep FK 17 8 5 4 26 15 28
8 Boluspor 17 8 5 4 25 18 28
9 İstanbulspor 17 8 5 4 27 28 28
10 Balıkesirspor Baltok 17 8 6 3 26 23 27
11 Eskişehirspor 17 7 4 6 23 22 27
12 Altay 17 7 5 5 24 15 26
13 Osmanlıspor FK 17 8 7 2 22 19 26
14 Giresunspor 17 6 8 3 19 22 21
15 Adanaspor 17 3 8 6 21 25 15
16 Afjet Afyonspor 17 3 8 6 19 30 15
17 Elazığspor 17 3 10 4 19 28 13
18 Kardemir Karabükspor 17 0 14 3 7 43 3
Takım O G M B A Y P AV
1 Manisa BBSK 17 13 2 2 45 13 41
2 Fatih Karagümrük 17 13 2 2 35 15 41
3 Menemen Belediyespor 17 10 2 5 34 19 35
4 Tuzlaspor 17 10 4 3 36 14 33
5 Sivas Belediyespor 17 9 3 5 36 21 32
6 Etimesgut Belediyespor 17 8 3 6 24 13 30
7 Bandırmaspor 17 9 5 3 28 20 30
8 Tarsus İdman Yurdu 17 8 5 4 35 26 28
9 Pendikspor 17 7 3 7 30 22 28
10 Şanlıurfaspor 17 7 4 6 23 15 27
11 Kırklarelispor 17 7 4 6 22 17 27
12 Zonguldak Kömürspor 17 7 5 5 19 16 26
13 Kahramanmaraşspor 17 7 6 4 21 21 25
14 Konya Anadolu Selçukspor 17 5 5 7 28 32 22
15 Bak Spor 17 4 5 8 16 28 20
16 Fethiyespor 17 4 6 7 14 18 19
17 Tokatspor 17 5 9 3 15 20 18
18 Darıca Gençlerbirliği 17 3 11 3 13 36 12
Takım O G M B A Y P AV
1 Nazilli Belediyespor 16 10 0 6 35 14 36
2 Tire 1922 16 9 0 7 29 10 34
3 Hekimoğlu Trabzon 16 9 2 5 23 9 32
4 Nevşehir Belediyespor 16 7 2 7 30 16 28
5 Ergene Velimeşe 16 8 5 3 22 15 27
6 Karaköprü Belediyespor 16 8 5 3 25 19 27
7 Silivrispor 16 7 4 5 18 10 26
8 Artvin Hopaspor 16 6 3 7 17 13 25
9 Erzin Belediyespor 16 6 4 6 31 18 24
10 Erbaaspor 16 6 4 6 20 13 24
11 Şile Yıldızspor 16 7 7 2 32 24 23
12 Gebzespor 16 6 5 5 18 14 23
13 Yomraspor 16 5 4 7 20 17 22
14 Batman Petrolspor 16 6 6 4 15 17 22
15 Kozan Belediyespor 16 5 4 7 17 18 22
16 Büyükçekmece Tepecikspor 16 6 7 3 19 20 21
17 Körfez Spor Kulübü 16 1 12 3 9 37 6
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 18/05/2019 İstanbulspor 2 - 5 Yukatel Denizlispor
 18/05/2019 Gençlerbirliği 1 - 2 Adana Demirspor
 18/05/2019 Giresunspor 3 - 1 Altınordu
 18/05/2019 Kardemir Karabükspor 1 - 6 Gazişehir Gaziantep FK
 18/05/2019 Adanaspor 1 - 4 Osmanlıspor FK
 17/05/2019 Altay 4 - 0 Elazığspor
 17/05/2019 Boluspor 3 - 2 Eskişehirspor
 17/05/2019 Balıkesirspor 0 - 3 Hatayspor
 17/05/2019 Afjet Afyonspor 2 - 2 Ümraniyespor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/05/2019 Anadolu Selçukspor 4 - 3 Menemen Belediyespor
 04/05/2019 Bandırmaspor 2 - 1 Fethiyespor
 04/05/2019 Bak Spor 0 - 0 Kırklarelispor
 04/05/2019 Tarsus İdman Yurdu 3 - 1 Darıca Gençlerbirliği
 04/05/2019 Etimesgut Belediyespor 4 - 0 Zonguldak Kömürspor
 04/05/2019 Manisa BBSK 2 - 0 Sivas Belediyespor
 04/05/2019 Pendikspor 6 - 3 Kahramanmaraşspor
 04/05/2019 Şanlıurfaspor 1 - 1 Tuzlaspor
 Hük. Fatih Karagümrük 3 - 0 Tokatspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/05/2019 Körfez Spor Kulübü 1 - 4 Nazilli Belediyespor
 04/05/2019 Büyükçekmece Tepecikspor 2 - 1 Kozan Belediyespor
 04/05/2019 Batman Petrolspor 1 - 2 Nevşehir Belediyespor
 04/05/2019 Yomraspor 1 - 3 Tire 1922
 04/05/2019 Erbaaspor 1 - 0 Gebzespor
 04/05/2019 Erzin Belediyespor 2 - 3 Artvin Hopaspor
 04/05/2019 Hekimoğlu Trabzon 1 - 2 Karaköprü Belediyespor
 04/05/2019 Şile Yıldızspor 0 - 3 Silivrispor
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
HABER ARA
NAMAZ VAKİTLERİ
resmi ilanlar

Yeni Site Temamızı Nasıl Buldunuz?


nöbetçi eczaneler
YUKARI