Bugun...


Seyfullah AYDIN

facebook-paylas
ERİYORLARDI...
Tarih: 08-05-2020 11:50:00 Güncelleme: 08-05-2020 11:50:00


“Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad ve Samut kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucize getirmişti.(ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah zulmediyor değil, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. Tevbe;70. Ayet” Eridiler Güneş onları yakıyor, sıcaklık ise gitgide artıyordu. Her şey buharlaşıyordu. İnsanlar serinlenmek için, kuytu köşeler ve gölgelik yerler arıyorlardı. Vardıkları her gölgelik ve kuytu yerler adeta onları boğuyordu. Sıcaklık öyle artmıştı ki bulundukları yerde, zift gibi eriyorlardı. Güçleri tükenmek üzereydi; akıllarına su geldi ve hep birlikte suya doğru koşmaya başladılar; sanki bir güç onları engelliyordu, tıkanmışlardı; yavaş yavaş yürüdüler ve güçlükle suyun başına vardılar…

Oda ne! Su, fokur fokur kaynıyordu ve buharlaşarak gökyüzüne doğru yol alıyordu. Tüm ümitler tükenmişti; ne sığınacak bir gölge, ne girilecek bir su vardı. İçlerinden birisi: -Tanrılarımıza gidelim, bize ancak onlar yardım eder! Dedi. Ve Putların bulunduğu alana geldiklerinde; yerlere kapanarak Tanrılarına yalvarıp yakardılar. Tanrılarının şekilleri ve renkleri değişmeye başlamıştı. Tanrıları ateş gibiydi ve her put bir “kora” dönüşmüştü. Kendi elleriyle yaptıkları putlar onları yakıyordu; ufaktan bir ses duyuldu: -Nerede, bize bu olacakları haber veren zat; belki bize yol gösterir? Başka bir ses: -O yok oldu; Allah’ına gitti.. -Bizde onun Allah’ına inanıyorduk, üstelik kendi yaptığımız bu Tanrılara da inanıyorduk; ama bu Tanrılar şimdi bizi yakıyor… Onları yakan Tanrılar değil inançlarıydı…

Çaresiz kalmışlardı tutunacak hiç bir dalları kalmamıştı ve orada onları kurtaracak hiçbir güçte yoktu. Var olan sadece güneşti; güneş ise onları eritiyordu. Artık, ayakları tutmaz ve dilleri dönmez olmuştu. Yürümek istiyorlar yürüyemiyorlar, bağırmak istiyorlar bağıramıyorlar; her fert kendi hareketini kendi beyninde hissediyor; ama vücuduna söz geçiremiyordu. İçlerinden birisi durmadan gökyüzünü gösteriyordu. Gökyüzüne bakmaya başladılar. Bir bulut onlara doğru geliyordu. Nihayet Tanrıları onlara bir bulut göndermişti; hep birlikte bulutun altına doğru koşmaya başladılar. Artık koşuyorlardı ve dilleri de açılmıştı; gülüyorlar ve birbirleriyle şakalaşıyorlardı. Şükür için durmadan Tanrılarına dua ediyorlardı. Tanrıları onları görmüş ve kurtarmıştı. O sevinçle bulutun altına vardılar…

Ama Bu bulut; yağmur bulutuna hiç benzemiyordu, gölgesinden ayrılıyordu. İnsanlar başka bir âleme gelmiş gibiydiler. Korkmalarına ve ürkmelerine rağmen yine de sevinmişlerdi; sonunda bir kurtarıcıya sığınabilmişlerdi. Bulut, insanların tamamını kucaklayacak şekilde genişliyordu ve albenisini iyice artırmıştı. Artık isteseler de dışarı çıkamazlardı; zira bulutta bir değişiklik başlamıştı, “kora” dönüşüyordu. Sıcaklığını gittikçe artırmış, altında toplanan tüm halkı ise yavaş yavaş ısıtıyordu. Ve insanlar erimeye başlamışlardı. Yanmıyorlardı, eriyorlardı, Ölmüyorlardı, eriyorlardı Konuşamıyorlardı, eriyorlardı. Hareket edemiyorlardı, eriyorlardı. Nihayetinde, İnsanları yavaş yavaş erimişti; ne bir iz, ne de bir işaret vardı; toptan eriyerek yok olmuşlardı. İnsanlık, onlardan ancak kutsal kitaplar bahsedince; haberleri oldu.



Bu yazı 115 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA

Yeni Site Temamızı Nasıl Buldunuz?


nöbetçi eczaneler
YUKARI